Kaza dedik ama öyle büyük kazaları kastetmedik, böyle küçük küçük genellikle sarı bezle sonuçlanan kazaları konuşacağız. Bu ön bilgiyi verdikten sonra konumuza doğru yavaş yavaş yol alabiliriz. 
Mutfak, yemek yapmayı seven herkesin en çok vakit geçirdiği yerdir. Ev hanımları da dahildir buna, şefler de hatta yemek yapmayı hobisi haline getiren öğrenciler de. Yani mutfak öyle bir dünya ki kapısı herkese açık.
Bu güzel laftan sonra gelelim o heyecan yaratan anlara.

Evet evet, bu arkadaştan bahsediyoruz. Hani bir türlü o bardağa yetecek kadar suyu pompalayamadığımız damacana zımbırtısı. Üç kere basarsın yarısı dolar, dördüncüde bardak taşar. Eğer çok hızlı değilseniz genellikle çoraplar ıslanır.
Damacana pompasına şarkı: Sen en kuru çorapların katilisin.

İşte o an. O an bir annenin mutfağa koşma hızı ışık hızıyla yarışır. Hemen ocağın altı kapanır, tencere tezgaha alınır ve yanmamış kısımlarının toplanma mücadelesi başlar. Evde bir çocuğu varsa, kendisinden çok da onu gerer. "Koş koş yemeğin altı yandı, şuradan bir tencere ver bana", "Kızım çabuk olsana, hala suratıma bakıyorsun!", "Oğlum tut şu tencereyi de üsttekileri alalım bari".
Annelere çokça selamlar, merak etmeyin biz de yaşıyoruz aynı şeyleri. 

Çay bardağı da olabilir bu, orası pek önemli değil. Olası durum şu şekilde gerçekleşir; bulaşıkları yıkamış, bir güzel tezgaha dizmişsindir. Ancak arkanı döndüğün anda her nasıl oluyorsa o bardak yuvarlanarak tıngır mıngır evyenin içine düşer. Bir kalp krizi sebebi daha geliyor: "Ya kırıldıysa?"

Yemek yaparken hemen hemen herkesin başına gelmiştir. Yemeğe tuz attığınızı unutup, sanki atmamış gibi yemeğe ikinci tuz attığınız anda ilk attığınız tuzu hatırlamak... Çok üzer çok, sonrasında da yemeğin fazla tuzu nasıl alınır sorusunun cevabını arar durursunuz. Bu arada başınıza gelme ihtimaline karşı yemeğin içine yarım patates atın diyorlar. 

Ve bu durum yaşandığında siz muhtemelen salonda ya da evin başka bir odasında olmuş olacaksınız. Makineye dağ gibi bulaşıkları dizersiniz ve çalıştırdıktan sonra pervane genellikle tencerenin sapına takılır ve bir şeyleri devirir. Demek ki ne yapmıyormuşuz, pervanelerin rahatlıkla döndüğüne emin olmadan makineyi çalıştırmıyormuşuz.

Tabaktaki yemeğin, salatanın da başına gelir bu üzücü durum. Nedendir bilinmez ama tuzun o sımsıkı kapağı siz sallarken açılır ve kapağıyla birlikte yemeğin içine düşer.

Ah bir de o pirinçler, gün için gelen misafirlerin önüne dolma olarak gidecekse. Bin kere bakılır. Işığın altında ayrı bakılır, camın önünde ayrı bakılır. Gözlükle bakılır, gözlüksüz bakılır. Hayır gerçekten abartmıyoruz. 
Çünkü "Ya içinde taş kalır da misafirlere rezil olursam" korkusu çok başkadır.

İşte korkuların en yücesi, en şahanesidir bu. Büyük bir iştahla pilav yerken "Küüt!" diye bir ses ve hafif bir acı duyarsınız. Dişiniz mi kırıldı yoksa sadece o taşı mı ısırdınız sorusunun cevabını aramaya korkarsınız.

Benziyor işte arkadaş! İkisi birbirine çok benziyor. Mutfakla haşır neşir olan insanların bile kafa dalgınlığıyla da olsa yaptığı şeydir bu. Yemeğe tuz yerine şeker atarsın ve tada! Mini bir şok, mini bir iptallik vaka. 
Yaşandığında Mini Bir Kalp Çarpıntısına Neden Olan 9 Küçük Mutfak Kaza... Tarifini Deneyenlerin Yorumları
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!