Buralarda doğduk diye demiyoruz, kuvvetle muhtemel dünya üzerindeki en orijinal insan topluluklarından biriyiz. Mesela yabancı bir filmde bizden bahsedilirse, mutluluktan konvoy yapacak hale geliriz. Eğer bir yerde inşaat varsa oturup saatlerce bakabiliriz. Sabah uyanır uyanmaz elinde çorapla halıdaki desenleri inceleyenimiz çoktur. Halı demişken, çocuklukta babamızdan azar yerken de bakışlarımız halının desenlerinde toplanır.
Demem o ki konu mutfak olunca da biz, kendimizi 100 kilometreden belli ederiz.
Bir gün babamın 2 ekmek fazla almasıyla döngü bozuldu, ilk önce bayatlar yenecek diye diye 7 yıl taze ekmek yiyemedik.
— Türk Erkeği (@TurkErkegin) April 13, 2015
Baba olanımızın en kati fikridir. İlk önce bayat ekmek yenir. Taze olanlar ertesi gün bayatlar. Bu köfte yapılıncaya ya da bir gün çok aç gelip bayat taze ne kadar ekmek varsa bitirilinceye kadar böyle gider.

İster istemez yaparız bunu, kısırla profiterol; kurabiyeyle sarma birbirine sarılır, sarmaş olur.

Bunun diğer versiyonu da oyunun başından kalkmayıp kıymayı buzdolabından çıkarmayı unutmaktır. Sonuç, akşam yemeğinde makarna yemek.

Gece 2 sularıdır hep. Kola içilmiş, cips, kek yenmiş; göz doymamıştır. Dolaptan bir sürpriz beklenmeye başlanır... (Sürpriz bir sonraki maddedir)

Dondurma kutusu görüldüğünde bir heyecan gelir ama....
Haklıyız da aslında, bir tabak pilava 8 lira veresimiz gelmez. Ama bir yandan canımız çeker. Ayağımız geri gider, otobüsteki keki düşünürüz; masaya doğru yürürüz. Sonra otobüsü kaçırma korkusu gelir aklımıza... Bak oturduğumuz yerden bile karar veremedik.
Küçük olan hep ben gidiyorum der. Büyük olan sen yokken ben gittim hep, sıra sende der. Ya anne dayanamaz kendi gider ya da baba son kararı verir.
Mekan sahibi de sinir olur, masadaki gereksiz tutumlu insan da bu duruma. Yarın yokmuş gibi çatalı basarız çünkü o salataya.

Bu Anadolu Ateşi'nden sonra bizim en koreografi içeren hareketimizdir.

Vallahi olmaz, bak beğenmedin mi yoksa, tamam keki bitir bari cümleleri eşliğinde ateş ederiz misafire. Ne yapalım gönlümüz güzel.
Baklavasına halı saha, yemeğine bilardo, tatlısına Play Station. Ucunda yemek olmasa iddiaya girmeyeceğiz gibi.

Sonra ortalarda "Oğlum, Fener Diego'yu alıyormuş lan" diye dolaşmasak daha güzel tabii. Mesut Yılmaz'ı başbakan sanan var hala eski gazeteler yüzünden.

Sonsuza kadar gidebilir bu döngü. Mutluluğun tanımıdır orası ayrı.

Anne insanı, otobüste alınan keki, düğünde alınan çikolatayı yemez hep eve getirir. Canını yediğimiz.

Sürekli tekrarlanan bir geyik olsa da sürekli tekrarladığımız bir vakadır. Güzel oluyor yalnız.
Ayran kalsa heba olacak, ayran önce bitse ikinciyi söylemek gerekecek. Ekstra masraf.

Diyelim ki denk getiremedik dönerle ayranı bitirmeyi. İkinciye söylemek gerekecek. İşte o büyümeden olmaz. Küçükken bütün ayranlar, kolalar pahalı çünkü.

Severiz doyurmayı.

Haksız mıyız?
Yemek Konusunda da Muazzam Bir Ülke Olduğumuzun 21 Neşeli Kanıtı Tarifini Deneyenlerin Yorumları
3meltem 12 Haziran 2015 20:29
haifa wehbe 12 Haziran 2015 19:57
erdicihan 10 Haziran 2015 20:50